![]() |
--->: Sivas'a Şiir
[B] Karadut Gerçegi
"KARADUT" GERÇEĞİ 1949'da bir gün İstanbul Büyük Kulüp'teki bir toplantıda, davetliler Bedri Rahmi Eyüboğlu'ndan bir şiir okumasını istediler. Eyüboğlu ayağa kalktı ve Karadut'u okumaya başladı: "Karadutum, çatal karam, çingenem/ Daha nem olacaktın bir tanem/ Gülen ayvam, ağlayan narımsın/ Kadınım, kısrağım, karımsın"... Bedri Rahmi, şiiri okurken aniden gözlerinden yaşlar süzüldü.Salondaki herkes niye ağladığını anlamıştı; tabii herkesten çok, hemen yanı başındaki karısı Eren Eyüboğlu... Çünkü şiirde "kadınım, kısrağım, karımsın" dediği kadın, karısı değildi. Bu şiiri 3 yıl önce, bir başka kadın için yazmıştı: Mari Gerekmezyan... "Kara saplı bıçak gibi" Mari, Bedri Rahmi'nin asistanlık yaptığı Güzel Sanatlar Akademisi'nin heykel bölümüne misafir öğrenci olarak gelmişti. O dönem askerliğini yapmakta olan şair - ressamın sinesine, "kara saplı bir bıçak gibi" saplanmıştı. Mari, Bedri Rahmi'nin bir büstünü yapmıştı. Bedri Rahmi bu büstü, Mari'nin çeşit çeşit portresiyle ve ona yazılmış şiirlerle yanıtlamıştı. Artık aşklarından bütün İstanbul haberdardı. Bedri Rahmi, sanatında tam bir patlama yaşıyor, Eren Eyüboğlu ise sabırla eşinin kendisine dönmesini bekliyordu. Yorgun yürek "Karadut", 1946'da menenjit tüberküloz kaptı. İyileşebilmesi için antibiyotik lazımdı. Savaş yeni bitmişti ve ilaç ateş pahasıydı. Bedri Rahmi, genç sevgilisine ilaç alabilmek için tablolarını elden çıkarmaya başladı. Ancak bu çabalar da sonuç vermedi ve o yıl İstanbul Alman Hastanesi'nden Mari Gerekmezyan'ın ölüm haberi geldi. Bedri Rahmi yıkılmıştı. Sevgilisini sonsuzluğa uğurladıktan sonra keder içinde eve döndüğünde kendisini teselli eden, yine eşi Eren olacaktı. O dönem içkiye başladı ünlü şair... Aşağıdaki şiir, o dönemin ürünüdür: "Türküler bitti/ Halaylar durdu/ Horonlar durdu/(..) Hüzün geldi baş köşeye kuruldu / Yoruldu yüreğim, yoruldu." Eren Eyüboğlu, eşinin bu zor dönemi atlatmasına yardımcı oldu. Onu yeniden sanatıyla buluşturmak için çabaladı. Başardığını sanıyordu. Ta ki Büyük Kulüp'teki o geceye kadar... "Karadut"u okurken, Bedri Rahmi'nin yanaklarından süzülen gözyaşları, sevda yarasının hâlâ kapanmadığının kanıtıydı. Bunun üzerine Eren, bir süre Paris'te yaşamaya karar verdi. Oradan eşine yazdığı bir mektupta "o gece"yi hatırlattı: 4 Ocak 1950 - PARiS "Canuşkam, Kulüpte bir gece, şiir okumuştun, hani! Hatırladın mı? Gözlerinden, birden yaşlar döküldüğünü görünce içimin karardığını hissetmiştim. Sesin, nasıl titremişti. Hey! Bütün bunları hatırlıyor musun? Sanki böğrüme, kızgın bir ütü yapmışmış gibi olmuştum. O gece... Senin seneler sonra bile olsa yanıp tutuştuğunu anlamıştım! Bedri'nin ruhuna, insan üstü bir gücün acıyıp, ona güç vermesi için dua etmiştim. Ruhunun çektiği acıları Allah dindirsin. Allah sana resim yapma sevinci versin ve bizim yanımızda yaşamaktan, mutluluk duyabilmeni sağlasın. Eren." 'Buna katlandımsa.' Bu dualar işe yaradı. Bedri Rahmi, 11 yaşındaki oğluyla eşine [/color][/size]döndü. 1974'teki ölümüne kadar geçen çeyrek asrı, aynı evde çalışıp üreterek, diz dize birlikte tükettiler. Öldüğü gün, eşi Eren cenazeden dönüşte, 35 yaşına gelmiş oğlunu karşısına oturttu: "Babanı uğurladık" dedi, "Ama şunu bilmeni istiyorum ki, ona çok kırıldım. Yaşadığı ilişkiyi unutmadım. Hiçbir kadın aşağılanmayı kabul etmez. Buna katlandımsa, bil ki, sadece senin hayatın kararmasın diyedir." [/B] |
--->: Sivas'a Şiir
[B] sivas...
—Dön Aslına be Sivas Yaktılar içimizi yüzümüze bakmadan Pir sultan şehrisin sen, dön aslına be Sivas Yaktılar semahları, bedenleri yıkmadan Pir sultan şehrisin sen, dön aslına be Sivas Yok etsen içindeki kararmış beyinleri Sarmalasan yeniden insanım diyenleri Beslemesen bağrında içinden oyanları Pir sultan şehrisin sen, dön aslına be Sivas İzin verme bir daha nefer ol yananlara Alma caddelerine yobaza kananlara Kapat tüm yollarını nefreti ananlara Pir sultan şehrisin sen, dön aslına be Sivas Et lokantası olmuş bak madımak oteli Dindirebildin mi ki gözünden akan seli Kıramadın değil mi lokanta yapan eli Pir sultan şehrisin sen, dön aslına be Sivas Cihat ilan etmişler, nefret kokan beyinler Kapkaradır gözleri ölüm saçar hainler Et kokusu içindir yaptıkları ayinler Pir sultan şehrisin sen, dön aslına be Sivas İnsanlıktan çıkanlar sardı dört bir yanını İçtikçe doymadılar semahların kanını Unutma o tarihi hatırla her anını Pir sultan şehrisin sen, dön aslına be Sivas Top tüfekle gelmişler savaşa mı giderler Tanklarda tüm mollalar yılan gibi sinerler Utanmayı bilmezler Allah adın anarlar Pir sultan şehrisin sen, dön aslına be Sivas Kurtulacaksın bir gün, çalınan bu karadan Soracak semahların hesabını yaradan Kovacaksın biliyorum yobazları oradan Pir sultan şehrisin sen, dön aslına be Sivas Bırak çalınsın sazlar, yankı olsun dağında Bırak söylensin türkü, sevda olsun bağında Azat et semahları, esir etme ağında Pir sultan şehrisin sen, dön aslına be Sivas Türkan Dinçer[/B] |
--->: Sivas'a Şiir
Bırak çalınsın sazlar, yankı olsun dağında
Bırak söylensin türkü, sevda olsun bağında Azat et semahları, esir etme ağında Pir sultan şehrisin sen, dön aslına be Sivas. |
--->: Sivas'a Şiir
[B]Ben tanırım
Bu bulut bizim oranın bulutu Hemşeriyiz ne de olsa Benim için kalkmış ta Sivas'tan gelmiş Yurdumun bulutu Başımın üstünde yeri var Ben bilirim Bu rüzgar bizim oranın rüzgarı Hemşerimiz ne de olsa Benim için kopup gelmiş yayladan Yurdumun rüzgarı Kurutsun diye akan kanlarımı Ben anlarım Bu acı bizim ora işi, hançer acısı Bir ülkedeniz ne de olsa Aynı dili konuşsak da Anlamayız birbirimizi Hançerin nakışı Tanıdım acısından, Sivas işi Ben duyarım, duyumsarım Bizim oranın sızısı bu Binip kara bir buluta Sivas ilinden Sivas rüzgarında uçup gelmiş Helallik dilemeye Ey yüreğimin onmaz acıları Ey beynimin dinmez sancıları Suç ne bende, ne de sende Ne de olsa yurttaşımsın Kapalı da olsa bütün vicdan kapıları yüzüme Bilmelisin, bir yerin var can evimde[/B] |
--->: Sivas'a Şiir
[B]GARDAŞ SEN SİVASIN NERESİNDENSİN?
Dur gardaş! Bir selam ver geç dostuna Yabancı değilsin, bizim eldensin Endamın gururun bize benziyor Yiğidin harman olduğu yerdensin ------ Sivaslısın gardaş tanıdım seni Neredensin söyle gardaş ilçeni? Bilirim ben Sivas’ımdan göçeni Gardaş, sen Sivas’ın neresindensin? ------ Demirim, çeliğim sana emanet Yiğitlik var serde, etmezsin minnet Çalışkan, hatırnaz, hem dost hem de mert Gardaş, Divriği’nin neresindensin? ------ Gökpınar’ın berrak suyundan mısın? Selçukların asil soyundan mısın? Yoksa üç beldenin birinden misin? Gardaş, sen Gürün’ün neresindensin? ------ Namın duyurmuşsun dünya alemde Balıklı çermiğin tıbbın dilinde Garabaş gür sesli, yayla yolunda Gardaş, sen Kangal’ın neresindensin? ------ Kösedağı kanat gerer üstüne Yiğit gardaş, mert davranın dostuna Sahip çıkan hemşerine, nesline Gardaş, Suşehri’nin neresindensin? ------ Kösedağ yaylasının zirvesinden mi? Pötürge gölünün çevresinden mi? Kızılırmağımın çehresinden mi? Gardaş, sen Zara’nın neresindensin? ------ Asil soylu, güzel huylu hemşerim Büyük gölden su içmişe benziyon Sivas’ıma gönül verin yürekten Gardaş, sen Hafiğin neresindensin? ------ Kelkit vadisinin güzel yerinden Sessiz durup yükselirsin derinden Kösedağın yiğit bekçilerinden Gardaş, Koyulhisar’ın neresindensin? Pir Sultan Abdal’ın banazından mı? Acılarla dolu ayvazından mı? Kabayelinden mi, poyrazından mı? Gardaş, Yıldızeli’nin neresindensin? ------ Gür sesiyle yükseklerden haykıran Sarılırsın Sivas’ına doğrudan İşsizlikten göçtün sen de yurdundan Gardaş, İmranlı’nın neresindensin? ------ Hoş geldin hemşerim, dost kervanına Suşehri, Zarayı aldın yanına Göğsüm kabarıyor güzel adına Gardaş, Akıncılar’ın neresindensin? ------ Yeni girdin, ilçe olup araya El attık, seni de kattık halay’ a Sen de çıkan Kösedağ’a, Yaylaya Gardaş, Gölova’ nın neresindensin? ------ İçtiniz mi gardaş, tecer suyundan? Karabaş koyunun Kangal soyundan Merkezime yakın çevre köyümden Gardaş, sen Ulaşın neresindensin? ------ Ata sporumu yaşatan sensin Kısbet giyip perdah atanım sensin Can hemşerimizsin, sen de bizdensin Gardaş, Doğanşar’ın neresindensin? ------ Uzunyayla siper olmuş bağrına Şiirler yazılmış senin uğruna Hoşgelmişsin sen de dost kervanına Gardaş, Altınyayla’nın neresindensin? ------ Baba vatanımsın, benim ilçemsin Gönlümde taht kuran gülsün, çiçeksin Seni sevenleri candan seversin? Gardaş, Gemerek’in neresindensin? ------ Gönül gözü ile dünyayı gören İnsanlığa örnek olan, yön veren Âşık Veysel’imin doğduğu yerden Gardaş, Şarkışla’nın neresindensin? ------ Yiğitler diyarı aslan ilinden Dostların soyundan, âşık dilinden Badelerle dolu pirler elinden Gardaş, sen Sivas’ın neresindensin?[/B] |
--->: Sivas'a Şiir
[B][img]http://www.antoloji.com/siir/media/63/www_antoloji_com_277163_63.JPG[/img]
Bozkırın ortasında medeniyet beşiği Buradan arşa çıkar evliyanın ışığı Saymakla tükenir mi ozanları, aşığı Veyselle aşka geldim, Ruhsatiyle doluyum Sivas benim vatanım, ben Sivas'ın oğluyum Alevi, Sünni kardeş, kardeşliği biliriz Vatan için yaşarız, vatan için ölürüz Provaka etmeyin bir araya geliriz Ali benim imamım, Osmana da bağlıyım Sivas benim vatanım, ben Sivas'ın oğluyum Özümde yiğitlik var, haksızlığa gelemem Zulme suskun kalıp ta dilsiz şeytan olamam Dostlarım ağlar iken kahkahayla gülemem Yanlışa isyan eden Pir Sultan, Köroğluyum Sivas benim vatanım, ben Sivas'ın oğluyum Yıldırım'ın geldiği Osmanlı şehiriyim Kızılırmakla coşan bereket nehiriyim Her ilmin merkeziyim batıni, zahiriyim Orta Asyadan gelen Oğuzların koluyum Sivas benim vatanım, ben Sivas'ın oğluyum Çifte Minaresiyle eder dine şehadet Gökmedrese, şifaiye Selçukludan emanet Kitabında yer almaz kalleşlik ve ihanet Talibi'ye meftunum, Ali İzzet'e deliyim Sivas benim vatanım, ben sivas'ın oğluyum Cumhuriyet temeli sağlam örüldü burda Kurtuluş Savaşına karar verildi burda Bir millet şaha kalktı, tekrar dirildi burda Özgürlük çinarının yaprağıyım, dalıyım Sivas benim vatanım, ben Sivas'ın oğluyum. [/B] |
--->: Sivas'a Şiir
9 Aralık günü Sivas’taydık. Buruciye Şiir Akşamları’nın ikincisi düzenleniyordu ve biz, ta Bursa, İstanbul, K. Maraş, Van, Tokat, Adana, Ankara gibi diyarlardan, sultan şehir Sivas’a gelmiştik.
Aynı günün sabahında sayfa editörüm Bünyamin Yılmaz’la havaalanında vedalaşırken, Sivas’ta bizi kar ve soğuğun beklediğini düşünmüştüm. Yanılmışım. Samimi bir sıcaklıkla karşılaştık. Sıcakkanlı ve şiirsever güzel bir kitle vardı yanı başımızda. Madden üşümeyi beklerken, manen ılık bir bahar tadı. Gençlik şiirlerimden birisini bu şehirde çıkan bir gazetenin ilavesinde yayımlamıştım yıllar önce. Ayrıca, günümüzde de şiir adına güzel işlerin yapıldığını gözlemliyorduk. Her ne kadar şehrin ulusal platformda temsilcisi olan Sühan dergisi şiir yayınlama konusunda ‘sıkı’ bir uygulama içinde idiyse de Sivaslı şairlerin önemli bir etkisi vardı şiirimizde. Fakat hadiseyi yerinde görüp incelemek apayrı bir durumdur. Evet, şimdi, şiirin Sivaslı haline canlı bir tanıklık yapacaktık. Gözlemlerimi sahnede şu sözlerle açıkladım: “Sultan şehir Sivas, şiirin de sultanlığını almıştır. Şiir konusunda Sivas altıncı değil, birinci şehirdir. Üstad Ahmet Turan Alkan, Tanpınar’ın Beş Şehir’ine telmihen Sivas’ı ‘Altıncı Şehir’ olarak tanımlasa da, şiir söz konusu olduğunda bu sıralama değişir ve birinci şehir olarak kaydedilir…” Bu sonucu nereden çıkarıyordum? Elbette mülki ve idarî erkânından başlayarak şiirsever bir halkı bağrında barındırması, Sivas’ın şiirden müteşekkil yeni tahtını gündeme getiriyordu. Gerçekten de Sivaslı, şiiri bir ulvi söz gibi her ortamda dinliyor, dinletiyor. Şölenin yapıldığı salonun hâli buna şah örnektir: Salonun tıklım tıklım dolması, pek çok şiirseverin ayakta kalması ve bu ortamın üç saatlik zaman boyunca bu şekilde sürmesi… Mülki ve idarî erkan dedim… Doğrusu adlarını anmadan geçmemiz mümkün değil: Belediye Başkanı Sami Aydın, Vali Veysel Dalmaz, Belediye Başkan Yardımcısı Erdoğan Tunç, Kültür Müdürü Kadir Pürlü… Mülki ve idarî amirlerin yaşadıkları şehirle bütünleşmeleri bu kadar olur. Misafirleriyle birebir ilgilenmeleri ise, aynı görevleri değişik şehirlerde sürdüren pek çokları için dört dörtlük örnek. Şöleni baştan sona takip etmeleri, bilim adamı, şair ve yazarlardan oluşan misafirleriyle sürekli bir arada olmaları… Kültür, sanat ve spor (özellikle Sivasspor) konularında yoğun ilgi ve birikimleri… Bu arada, Kültür Müdürü Kadir Pürlü’nün has bir “âşık” olduğunu, Pir Sultan ve Âşık Veysel geleneğini sürdürdüğünü, çalıp söylediği “Mihrali Türküsü” sayesinde öğreniyoruz. Yiğitler yurdu ve âşıklar yatağı Sivas’ı bu sahne ne de güzel yansıtıyordu: Bu ortamın yaşandığı “Abdi Paşa Konağı”nın ahşap doğramaları da bizim kalbimiz ile birlikte ince ince titreşmiştir sanırım… Sivas’ta bulunuş sebebimiz elbette şiirdi. Fakat bu, şehrin şiire dönük diğer yüzlerini gezip görmemize engel değildi. Bu anlamda Mısmıl Irmak (Aksu Projesi), Paşa Bahçe ve Yukarı Tekke gezilerimiz önemliydi. Belediye’nin uygulamaya koyduğu Aksu Projesi sayesinde Sivas, sularla örülmüş bir ilkbahar mevsimine dönüşecek. Nasıl mı? Mısmıl ırmağın ve çevresinin düzenlenmesiyle ve bir kültür bahçesi haline getirilmesiyle. Paşa Bahçe de öyle. Yerel yönetimin halk için oluşturduğu sakin tabiat köşesi Paşa Bahçe, bundan böyle Sivaslıların uğramadan edemeyeceği önemli bir mesire yeri olacaktır… Mısmıl Irmak ve Paşa Bahçe gibi, Yukarı Tekke, diğer adıyla Abdulvahap Gazi Türbesi de birkaç bakımdan önemli. Afyon Bolvadin ve Bursa İznik’ten sonra üçüncü bir Abdulvahap Gazi türbesi ile karşılaştığınızı fark etmiş olabilirsiniz, bu önemli değil. Şehre hakim bir tepe burası… Ayrıca biliyor musunuz, bu tepede şiirimizin önemli isimlerinden Şehzade Beyazıt da medfun imiş… Onun için de ettik dualarımızı… Şiirin, kültür ve sanatın beşiği olur da bir belde, orada yayıncılık güdük kalır mı? Ne güzel eserler yayınlanıyor Sivas’ta. Sühan’la Hüseyin Kaya’nın başlattığı edebiyat dergisi atılımına Buruciye de ilave edilmiş. Ve diğer dergiler: Sultanşehir kültür sanat dergisi, 4 Eylül Sivas Dergisi… Sivas Belediyesi’nin yayıncılık konusundaki atılımları dergilerle sınırlı değil. Kitap yayıncılığı daha bir dikkat çekici dersek yanılmış olmayız: İlmî ve edebî eserler, kurulan Buruciye Yayınları ve Sultanşehir Kitaplığı ile okuyucuya ulaştırılıyor. İşte onlardan birkaçı: Kırk Hadis (Manzum, Alim Yıldız), Sâlnâme-i Vilâyet-i Sivas (1907 Sivas İl Yıllığı, Ebubekir S. Yücel), Nakşî Ali Akkirmânî Divânı (Hikmet Atik), İrade-i Milliye (Tıpkıbasım ve yeni harflerle, Sivas Kongresi’nin 88. Yılı Anısına, Komisyon) Sivas’ta bulunduğumuz saatler içinde adını sıkça işittiğimiz iki de dernek vardı: Sultanşehir Derneği, Hayat Ağacı Derneği… Sosyal hayatla iç içe olan bu kurumların yaptığı hizmetlerin niteliğini burada anlatmama gerek yok; zira Sivas’ta sosyal yardımlaşmanın seviyesi ortadadır… Burada, şölene büyük emeği geçen Sivaslı dostlarıma da yer vermek istiyorum. Önce, şair ve yazar arkadaşlarımı, Alim Yıldız, Bilal Tırnakçı, Hasan Hüseyin Cesur ve Hüseyin Kaya’yı Sivas için sergiledikleri yüksek performanslarından ötürü tebrik ediyorum. Bu isimlere küçük bir arkadaşımızı da eklemek istiyorum: Muhammet Fatih Tunç... Öğretmeni ona Türkçe dersinden peşinen 5 vermelidir. Zira, şairler onu güzel muhabbetleriyle hatırlayacaktır; ben ise Sivas’a ait gelenek görenekleri anlatmasıyla. Son cümlelerim: Yöneticisi ve halkı ile bütün Sivas güzel bir etkinliği yüz akıyla tamamlamıştır. Sivas’ın öz kültürümüze, millî yapımıza sıkı sıkıya yöneldiğini sergilemiştir. ŞİİR ŞÖLENİNİN KONUKLARI Bahattin Karakoç, Nurullah Genç, Osman Sarı, Cevat Akkanat, Recep Garip, Yavuz Bülent Bakiler, Özcan Ünlü, Cumali Ünaldı Hasannebioğlu, Şaban Abak, Adem Turan, Hicabi Kırlangıç, Tayyip Atmaca, Müştehir Karakaya, Mevlana İdris, Mustafa Uçurum, Hüseyin Akkaya, Hüseyin Kaya, Berat Demirci, Hasan Hüseyin Cesur, Alim Yıldız ve Bilal Tırnakçı. Sultanşehir mi, Şiiristan mı?.. BAŞKA şeyler söyleyecektim ama bu güzellik karşısında başka şeyden bahsetmek doğru olmaz. Bu güzel geceye emeği geçen herkesi kutluyorum. Salonu hıncahınç dolduran kalabalığa teşekkür ediyorum. Bu şehre bir ad bulmuşsunuz güzel bir ad bu Sultanşehir. Umuyor ve inanıyorum ki “şiiristan” da olacaktır. (Bahaeddin Karakoç) Şiirin yaşadığına şahit olduk BİZLER için iki tarafı var bu programın birincisi organizasyonun içinde yer alıyor olmak. Diğeri ise şiirin şehirle yaşamasına katkı sağlamış olmak. Sultanşehri derneğimizin bir faaliyeti olarak icra ettiğimiz Buruciye Şiir Akşamlarına gösterilen ilgi bizi ziyadesiyle memnun etmiştir. Bu şehrin şiirle donanmış bir damarı olduğunu bilir ve yaşarım. Şehrimin her karış toprağı bir mısrayı barındırır ve insan yüzleri en güzel şiirdir. Sokaklarda gezinen o şiir yüzlüler şimdi salonu doldurdular. Ve bizden kendilerine, kendilerini anlatmamızı istediler. Kısaca ülkemizin çeşitli yörelerinden gelip şehrimizi şereflendiren dostlarımıza ve programdan birkaç saat öncesinden gelip salonu dolduran ve program bitinceye kadar nefes almadan programı izleyen tüm şiir severlere teşekkür ediyorum. Hep birlikte şiirin yaşadığına şahit olduk. (Bilal Tırnakçı) Sultanşehir mi, Şiiristan mı?.. MUHTEŞEM bir gece yaşanıyor şimdi burada. (…) Bunu kendi aramızda da konuştuk gerçekten muhteşem bir gece. Geceyi organize edenlere Sivas Belediyesi ve Hayat Ağacı derneğine ve katkısı olan herkese teşekkürler |
--->: Sivas'a Şiir
[B]Buram, buram hasret kokar her taşı
Unutur mu yiğit kavım gardaşı Madımak çorbası tarhana aşı Burnunda tütmezimi Sivaslı gardaş Çiçek açar yaz bahar'da yaylası Bir efsane gibi taş ve kayası Gönlümün sevdası kalbim aynası Gel desem gelmez mi Sivaslı gardaş Örnek almış cümle âlem huyunu Dağında meleşir kuzu koyunu İçmeye doymazsın Tecer suyunu Bu hasret yetmezimi Sivaslı gardaş Görmen mi yol olsa bir de vesile Gök medrese çifte minaresiyle Bir seher vaktinde ezan sesiyle Gel artık yetmez mi Sivaslı gardaş Selçukludan almış Atam soyumuz Ergenekon Tuna nehri boyumuz Öksüz garip kalmış yetim köyümüz Bu dert hiç gitmez mi Sivaslı gardaş Sen tedbir al verir takdirin Hak’tan Su içtiğin o yer kızıl ırmaktan Bıkmadın mı Gard aş uzak olmaktan Dost sitem etmez mi Sivaslı gardaş Ecdadın yâd etmiş Sivas adını Bırakmam ben elden itikadımı Genç ihtiyar yaşlı kız ve kadını Söyle dert bitmez mi Sivaslı gardaş Bu yurt senin sevki sen sevilensin Temiz bir iz bırak dönüp gelesin Atan var Deden var bur da bilesin Gurbet hiç bitmez mi Sivaslı gardaş Yol bizde der; Âlim Türkoğlu Türk'te Cumhuriyet bizle biz Atatürk'le Destan yazar yiğit bak süper ligde Durduğun yetmez mi Sivaslı gardaş.. [/B] |
--->: Sivas'a Şiir
[COLOR=red][B]S[/B][/COLOR]evgilim, sana bu gün bir başka haykırıyorum.
[COLOR=red][B]İ[/B][/COLOR]lk günki gibi sıcak ve taze duygularımla... [B][COLOR=red]V[/COLOR][/B]e o ilk haykırışımdaki gibi titrek yüreğimle... [B][COLOR=red]A[/COLOR][/B]şkımızın, destansı yankılanışına şahittir yıldızlar, [B][COLOR=red]S[/COLOR][/B]ivasım benim, aşkım benim, sevgilim benim. [B][COLOR=red]S[/COLOR][/B]anki, bir rüzgar eser ılgıt ılgıt sineme, [B][COLOR=red]İ[/COLOR][/B]liklerime işlemiş bir kere tutkun, varlığın, [B][COLOR=red]V[/COLOR][/B]urulmuşum renklerine, tutulmuşum heybetine, delicesine, [B][COLOR=red]A[/COLOR][/B]lışmışım varlığına, yokluğun yok eder beni ölürcesine, [COLOR=red][B]S[/B][/COLOR][COLOR=#000000]enenin 1 günü değil gülüm; senenin her günü seninleyim,[/COLOR] [B][COLOR=red]S[/COLOR][/B]evdan yüreğimin derinliklerinde yankılandığında coşar gelirim, [B][COLOR=red]P[/COLOR][/B]oyraz olurum uğruna, fırtına olurum, kasırga olurum... eserim, [B][COLOR=red]O[/COLOR][/B]n dört Şubat yetmez bize gülüm, ömrümün her demi sevginleyim. [B][COLOR=red]R[/COLOR][/B]enklerine tutulmuşum, şanına vurulmuşum Sivasım, aşkım benim. |
SİVASLA İLGİLİ ŞİİRLER
ARKADAŞLAR SİVASLA İLGİLİ BİLDİĞİNİZ GÜZEL ŞİİRLERİNİZ VARSA BEKLİYORUZZ
SİVAS SİVAS canım yanmış, özüm yanmış, saz yanmış... bir kara bulut,sivas üstünde.. agıt yanmış, türkü yanmış, dost yanmış.. bir yarım kalmış sevda sivas ilinde.. isyandır sesim, çıglıktır. asidir yürek, yangın yeridir. alev alev yanar. hele temmuzda, hele temmuzda, dahada artar.. bir başka dertli söylenir türkü, bir başka çalar saz, otuzyedi can söyler agıt'ı milyonlar aglar.. sivas! ! sivas! ! ! canımı alan içimi yakan sana söylüyorum duyuyormusun! ! ! ! |
| WEZ Format +2. Şuan Saat: 06:46. |
Powered by: vBulletin. Copyright ©2000 - 2026, Jelsoft Enterprises Ltd.
Copyright © 2005