|
Usta Yiğido
Üyelik Tarihi: 06.02.2006
Yaş: 38
Mesajlar: 7.765
Thanks: 1.746
649 Mesajına 918 Kez Teşekkür Edildi.
|
-->: BASKETBOL
Boynuz kulağı geçer mi?
NBA'de büyük final cuma günü sabaha karşı başlıyor. Bir tarafta finallerin gediklisi diyebileceğimiz San Antonio Spurs diğer tarafta ise tarihinde ilk kez NBA finali oynayan ve Detroit Pistons'ı 2-0 geriden gelerek elemeyi başaran Cleveland Cavaliers.
Sizler için bu iki takımı değerlendirdik ve yazarların final ile ilgili görüşlerini aldık..
Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için
Bir insan, bir maçın kaderini bu kadar çok değiştirebilir mi? Ya da bir insan, takımını bu kadar sırtlayabilir mi? Eğer bunlar LeBron James ile ilgiliyse, soruların cevapları 'Evet' oluyor...
Majesteleri Michael Jordan'dan beri gelmiş en iyi basketbolcu yakıştırmaları yapılan James, 2003 yılı draftında ilk sırada seçilerek geldiği Cleveland'ta işler hiç yolunda gitmiyordu. Keza Cavaliers o dönem ligin en kötü takımıydı. Bırakın play-off'lara katılmayı 20 galibiyete bile ulaşamamışlardı. 2002-03 yılını 17 galibiyet, 65 yenilgiyle kapatan Cavaliers, berbat bir sezonun ardından 2003 yılı draftında LeBron James'i ilk sırada seçerek belkide tüm takım tarihini değiştrecek büyük bir işe imza attıklarının farkında değillerdi. Cleveland, Paul Silas yönetiminde ve yeni yıldız LeBron James önderliğinde 2003-04 sezonunu 35 galibiyet, 47 mağlubiyetle tamamlayarak kendileri için çok iyi bir yüzdeyle sezonu noktaladılar. Çaylak sezonunda, 20 sayının üzerinde ortalama tutturan LeBron, NBA tarihinde bunu başaran sadece 3. çaylak oyuncu olmuştu.
Bir sonraki sezon Cleveland Cavaliers kadrosunu, draftta 10. sıradan seçtiği Luke Jackson, Eric Snow ve Drew Gooden'la güçlendirdi. Ancak yine bütün ipler LeBron'un elindeydi. Sezonu 4 triple-double yaparak kapatan James, NBA tarihinde triple-double yapan en genç oyuncu da olmayı da ihmal etmedi. Cleveland tarihinde 5. kez takım, All-Star'a 2 oyuncu birden gönderdi (LeBron ve Ilgauskas). Sezonu 42-40 ile grubunda 4. sırada tamamlayan doğu ekibi, her geçen sezon daha iyi olacağının sinyallerini vermişti. 2004-05 sezonunun sonunda takımdan ayrılan Paul Silas'ın yerine haziran ayında, Indiana Pacers'ta asistan coach olarak görev yapan Mike Brown geldi. Kariyerinde ilk kez 'head coach'luk yapacak olan Brown, belkide kariyerinin en parlak yıllarını geçireceği takıma ilk adımını atmış oldu.
Mike Brown'la gelen başarı...
Mike Brown yönetimindeki Cleveland, 2005-06 sezonunu 50 galibiyet, 32 mağlubiyetle Doğu Konferansı'nda 3. sırada tamamlayarak play-off'lara kaldı. İlk turda Washington Wizards'ı 4-2 ile geçen 'Şövalyelerin' ikinci turdaki rakibi Detroit Pistons'tı. Tıpkı bu sezon olduğu gibi ilk iki maçta rakibine teslim olan Cleveland 2-0 geriye düşmüştü. Herkes Detroit'in turu rahat geçeceğini düşünürken sahneye yine LeBron James çıktı ve Cleveland'ı 2-0 geriden gelerek 3-2 öne geçirdi. Artık her şey tersine dönmüştü ve ibre Cleveland'tan yanaydı. Ancak ters giden bir şeyler vardı. Takımdakilerin bile Detroit'i yenebileceklerine dair inançları yoktu. Başarıya aç ama tecrübesiz bir takım olan Cavaliers nitekim 6. ve 7. maçları kaybedip, seriyi 4-3 Kaybetti. Konferans Yarı Finali'nde elenen Cleveland'ta moraller bozulsa da geleceğe olan inanç artmıştı.
Bu sezona da Mike Brown'la başlayıp çok iyi bir iş yapan Cleveland Cavaliers, normal sezonda evinde (The Quicken Loans Arena) en iyi galibiyet yüzdesine sahip olan takımlardan biriydi. 30-11'lik performans, Doğu'nun en iyi 2. iç saha istatistiğiydi. NBA genelinde ise 30 galibiyet ve üzerinde alan 8 takımdan biriydi Cavaliers. The Q'da seyircisiyle bütünleşen 'Şövalyeler' dış sahada aynı başarıyı gösterememekle eleştiriliyordu. Kadrosunda LeBron James dışında Larry Hughes ve Zydrunas Ilgauskas gibi iki all-star oyuncuyu da barındıran takım, bir önceki sezonda gösterdiği performanstan ileriye gidemedi ancak başa güreşen takımlardan Detroit, San Antonio, Chicago ve Houston'ı yenme başarısını göstererek bir anlamda rakiplerine play-off'lar öncesi gözdağı vermiş oldu. Sezonu yine 50-32'lik performansla noktalayan Cleveland Doğu'da 2. sıradan Play-off'lara girdi.
Play-off ilk turunda yine Washington'la eşleşen Cavaliers, Gilbert Arenas'ın sakatlığını iyi değerlendirdi ve rakibini süpürerek zorlanmadan konferans yarı finaline yükseldi. Yarı Finaldeki rakip New Jersey Nets'ti. The Q'da ilk iki maçı kazandıktan sonra, deplasmanda da bir maç kazanan Cavaliers, Cleveland'a döndüğünde 3-1 öndeydi. Herkes onların maçı kazanıp seriyi sonlandıracaklarını düşünüyordu ama öyle olmadı. New Jersey Nets maçı kazandı ve seriyi 3-2'ye getirerek saha avantajını eline geçirdi. Continental Airlines Arena'da LeBron Jamas ve arkadaşlarını stresli bir maç bekliyordu ama onlar için beklenenden kolay oldu ve Cleveland maçı 88-72 kazanarak Doğu Konferansı Finali'nde Detroit Pistons'ın rakibi oldu.
The Q'da her şey değişti
Geçen yıl yarı finalde elendiği Detroit'ten hem rövanşı almak hem de tarihlerinde ilk kez Doğu Konferansı şampiyonu olmak isteyen Cleveland Cavaliers, saha dezavantajıyla başladığı seride ilk iki maçı The Palace'ta, aynı skorla 79-76 kaybetti ve 2-0 geriye düştü. Senaryo geçen yılki ile tamamen aynıydı.
Cleveland The Q'ya geldiğinde, taraftarlar geçen yılın aksine 'biz inandık, siz de inanın' tarzı pankartlarla takımlarına destek oldular. LeBron James'in 32 sayı, 9 ribaunt ve 9 asistle triple-double'ı kaçırdığı maçta rakibini 88-82 yenen Cleveland seriyi 2-1 getirdi. 4. maç yine Quicken Loans Arena'daydı ve seyircisini de arkasına alan ev sahibi takım bu sefer 91-87 kazanarak durumu 2-2 yaptı ve umutlandı. LeBron James'in gayretleriyle geçen yılki senaryo tekrarlanıyordu. Tek fark, taraftarların ve oyuncuların içlerindeki inançtı. Bu inanç 5. maçta LeBron James'in içine öyle işlemişti ki, Palace of Auburn Hills'i dolduran Detroit seyircisi adeta dondu kaldı. Maçı, Play-off kariyer rekoru olan 48 sayıyla tamamlayan LeBron, iki uzatmaya giden maçta takımına deplasmanda 109-107'lik galibiyeti getirirken adeta 'Kimse beni yenemez' der gibiydi. Cleveland'ın son 25 sayısının tamamına imza atan James, ne kadar büyük bir yıldız olduğunu bir kez daha kanıtlamış oldu. Şimdi her şey geçen yılla eşleşmişti. 2-0 geriden gelip 3-2 öne geçen Cleveland bakalım geçen yılın aksine rakibini eleyip, tarihinde ilk kez Doğu Şampiyonu olabilecek miydi? Yoksa Detroit savunmasıyla ön plana çıkıp genç oyunculardan kurulu takıma yine dur mu diyecekti? İşte bu soruların cevabı 6. maçta The Q'da yanıt buldu. Beyaz atkılarlar salonu dolduran 20 bin kişi tarihe tanıklık etti. Özellikle son periyotta rakibine 31-16'lık ezici bir üstünlük sağlayan Cleveland maçı 98-82 kazanarak seriyi 4-2'ye gitirdi ve tarihinde ilk kez NBA Finali'ne yükseldi. LeBron James yine çok etkiliydi ancak baş aktör bu sefer 'Kral' değil, bir çaylaktı. Tıpkı 2003 yılında olduğu gibi... NBA'de ilk sezonunu geçiren Daniel Gibson, kenardan gelip 29 dakikada sahada kaldığı maçta tam 5'te 5 üçlük isabetiyle toplam 31 sayı üretti ve takımının Finale yükselmesinde büyük rol oynadı.
Şimdi tüm gözler NBA Final serisine çevrildi. San Antonio Spurs ile Cleveland Cavaliers mutlu sona ulaşmak için zorlu bir sınav verecek. Sezon içinde güçlü rakibini iki kez yenme başarısını göstermiş ve 'Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için' sloganıyla yola çıkan LeBron James'li Cleveland mı, yoksa tecrübeli ve disiplinli bir takım olan Tim Duncan'lı San Antonio mu? Bu sorunun cevabını hep birlikte bekleyip göreceğiz...
Umut ÇELİK / Sporx
Oldies but Goldies
Geçtiğimiz sezona şampiyon ünvanıyla başlayan ancak konferans yarı finalinde Dallas Mavericks'e elenerek sezonu kendisi için erken denebilecek bir dönemde bitiren San Antonio Spurs için bu sezon gösterecekleri performans gerçekten merak ediliyordu. Batı'da Dallas Mavericks ve Phoenix Suns'ın kadroları ve normal sezonda gösterdikleri performans ister istemez şampiyonluk ibresinin bu takıma kaymasına neden oluyordu. Bunun yanısıra San Antonio Spurs'un Michael Finley, Bruce Bowen, Robert Horry, Brent Barry gibi veteran isimleri ve yavaş yavaş o yaşlara ulaşan Tim Duncan, Fabricio Oberto, Francisco Elson, Jacque Vaughn gibi oyuncularla 82 maçlık periyodun ardından playoff'larda nasıl başarılı olacakları merak ediliyordu.
Ancak bu kadroyu kuran isim de ligin en başarılı ve tecrübeli coachlarından Greg Popovich idi. Eski bir asker olan (Diyarbakır'da da görev yapmıştı) Popovich askerliğinin de önemli katkısının olduğu disiplinli antreman sistemi ve olasılıkları hesaplama ve bunlara göre plan yapabilme yeteneği ile tüm bu faktörleri göz önüne almış olmalıydı.
Sezona beklendiği gibi başarılı bir giriş yapan Spurs Ocak ayında biraz bocalar gibi oldu. Bir taraftan Dallas Mavericks ve Phoenix Suns'ı kovalamak ve geçmek diğer taraftan da arkadan gelen Utah Jazz'a geçilmemek için mücadele veren Spurs, Şubat ve özellikle Mart ayındaki performansı ve Jazz'ın All-Star arasından sonra bocalama dönemine girmesi sonrası konferans üçüncülüğünü sağlama aldı. Aşağıdaki takımlarla da arayı açmaya devam eden Dallas Mavericks ve Phoenix Suns'ı kovalamaktan vazgeçen Spurs bir bakıma stressiz bir şekilde normal sezonu tamamladı.
Batı'da Dallas ve Phoenix'in süper performansları sonrası birçok otorite bu iki takımın konferans finali oynayacağını ve muhtemelen bu iki takımdan NBA finali oynayacağını düşünüyordu. Ancak az sayıdaki insan özelikle playoff takımı olan Spurs'a dikkat çekerek savunmaların sertleştiği, tecrübenin ve soğukkanlılığın ön plana çıktığı playoff'larda bu özelliklerin tamamını bünyesinde barındıran Duncan ve arkadaşlarından bir sıçrama beklemekteydi.
Spurs konferans ilk turunda Denver Nuggets ile eşleşti. Sezon ortasında Allen Iverson'ı takas yoluyla kadrosuna katıp Iverson&Carmelo&Camby üçlüsüyle büyük işler başarmak isteyen Denver ilk maçı deplasmanda kazanarak büyük sükse yaptı ancak serinin diğer maçlarını sanki hiç yenilmemiş gibi rahat oynayan Spurs ilk turu 4-1 ile geçmeyi bildi. Bu arada ilk turların en büyük sürprizi gerçekleşmiş ve konferans sekizinciliğini son maçta garantileyen Golden State Warriors, normal sezonun bir numarası Dallas Mavericks'i elemeyi başarmıştı. Bu da Spurs'un yarı finalde Phoenix Suns'ı geçmesi halinde NBA finaline beklenmedik derecede rahat ulaşabileceğini gösteriyordu.
Çoğu otoritenin bu sezonun NBA şampiyonun çıkacağını düşündüğü Phoenix Suns serisi bir bakıma San Antonio Spurs'un neden tüm faktörler değerlendirildiğinde NBA'in en iyi takımı olduğunu gösterir nitelikteydi. Seriye galibiyetle başlayıp saha avantajını eline geçiren Spurs daha sonra kaybedip ardından serinin üçüncü maçında tekrar kazanarak dördüncü maça geldi. Serinin kaderini tayin eden bu maçta Suns kazanarak tekrar saha avantajını eline geçirmek istiyordu.
O meşhur olayın olduğu serinin bu maçında Suns, sinirlerine hakim olamayarak haklı olduğu bir pozisyonda çıkan tartışmayla seri boyunca çok başarılı bir performans gösteren Amaré Stoudemire ve Boris Diaw'ı bir maçlığına kaybetmek zorunda kaldı. Bu arada kavganın kahramanı Robert Horry de iki maç ceza aldı. Ancak Spurs, bir sonraki maçta Amare'siz Suns karşısında oynamak için Horry'e 2 maç ceza verdirtmeye dünden razı olabilirdi ve bir bakıma bu kurban etme olayı da gerçekleşti ancak esas amaç bu cezayı aldırtmak değildi zira pozisyon esnasında Amaré olayın içinde değil benchteydi. Spurs?un asıl amacı rakibin sinirlerini germek idi. Bunu her türlü legal ve illegal yollarla denediler. (Bowen'ın tekme ve çelmeleri, çıkarılan kavga) Ve Suns da bu tuzağa düştü ve kazandığı dördüncü maçta belki de şampiyonluğu kaybetti.
Spurs eksik rakibini deplasmanda yenerek seride 3-2 öne geçtikten sonra serinin altıncı maçında AT&T Center'da bir kaz daha kazanarak konferans finaline yükselmeyi başardı.
Zorlu bir seriden finale çıkan Spurs'un karşısında ise Warriors'u beklenenden kolay bir şekilde eleyen Utah Jazz vardı. Fiziki yönden daha diri durumda olan Jazz?ın Spurs?u zorlaması bekleniyordu ancak sezon boyunca çoğu takımın aksine veteranlığın da getirdiği etkiden ötürü geniş rotasyonla oynayan ve neredeyse maç başına 40 dakika oynayan oyuncusu olmayan Spurs bu yüzden fiziksel anlamda geri düşmedi ve beklenenden daha rahat bir biçimde seriyi 4-1 ile geçti ve adını NBA finaline yazdırdı.
Bakalım dünyanın en iyi uzun oyuncusu Tim Duncan ile NBA'de geleceğin Michael Jordan'ı olarak gösterilen LeBron James'in müthiş kapışması sonrası 2006-2007 sezonunun en büyüğü kim olacak?
Sedat BALCI / Sporx
NBA Final serisiyle ilgili yazarlardan görüşler;
Kaan Kural
San Antonio'nun, LeBron James'i bire birde durdurabilecek bir silahı yok ama takım halinde yavaşlatacaklardır. Spurs, bir kişiye konsantre olup, diğer oyuncuların canını yakmasına izin verecek bir takım değil. Fazla tecrübeli. Ancak Cleveland da ligin en iyi savunmalarından biri. Çok sert maçlar izleyeceğiz ama sonuçta tecrübe ve toplamda kalite farkı Spurs'u işaret ediyor. 4-2 Spurs
Umut Güneş
San Antonio'nun kurt koçu Popovich ve eski asistanı Mike Brown'ı karşı karşıya getiren dramatik bir final serisi bizleri bekliyor. Her iki koçun da felsefeleri, oyuna bakışları doğal olarak aynı. Rakipleri canından bezdiren Avrupai bir savunma ve paylaşımcı bir hücum. San Antonio'nun sorumluluk alabilen zengin kadrosuna karşılık, 'King' James ve zaman zaman baş aktörden rol çalabilen Daniel Gibson gibi figüranlar.Yani Spurs, normal sezonun ikinci maçında olduğu gibi LeBron'ı durdursa bile kaybedebilir. Detroit de Doğu finalinin 6. maçında bunu tecrübe etti. İlk iki maç serinin düğümünü çözecektir diye düşünüyorum. 2-0 yapan şampiyonluğa rahat uzanır, 1-1'de ise Cavaliers avantajlı olur. 4-3 Cleveland
Sedat Balcı
San Antonio buraya gelene kadar gösterdiği performansla tam bir playoff takımı olduğunu ispatladı. Özellikle de Suns serisi gösterdi ki saha içinde legal yada illegal her yolu çaktırmadan deneyip istediklerini alıyorlar. Cavaliers'da Varejao'nun Duncan'ı ne kadar sinirlendireceği bilinmez ancak bunu biraz başarabilirlerse bile karşılarına bu defa Tony Parker gibi durdurulması neredeyse imkansız bir guard çıkacak. Ginobili ve Finley de bir başka bela.
Cavaliers, Pistons'ı hakkıyla geçti ancak Pistons'da Saunders'ın kritik tercihleri ve Billups'ın berbat performansının yanısıra çaylak Gibson'ın inanılmaz oyununun da turda etkili olduğu unutulmasın. Bu tür sürprizlerin her zaman yaşanacağını sanmıyorum ve normal sezonda rakibine iki kere yenilse dahi tecrübe, kadro kalitesi, derinliği ve tabii ki dünyanın en iyi uzun oyuncusu olan Tim Duncan faktörüyle Spurs şampiyonluğa uzanır. 4-1 Spurs
Cem Şengezer
Her iki takım da finale savunmalarının fena olmadığı bir dönemde geliyor. San Antonio bir adım önde seri bittiğinde rakibi 100 sayı (uzatmalar hariç) altında tuttuğu 3-4 maç görebileceğiz. Geçen yıl finalinden daha çetin mücadele bekliyorum.
Yüksek skorda (200 sayı üzeri) maçı kaybedecek olan takımın seriyi de kaybedebilir. Bunu farkeden ve savunmaya oynayarak başlayacak takım serinin kontrolünü de sağlayabilir ve belirleyici olur. Taraflar için kilit sayının 24 sayı/periyod olduğunu kabaca belirtebilirim.
Cleveland Cavaliers 4 maçdan 2 galibiyet çıkartısa veya düşük skorda 2 mağlubiyet alırsa işi kolaylaşır. Favori Spurs’ün ilacı yüksek hücum hattıdır. Bu ilacı kesebilecek Cavaliers sonuca gidebilir. Bu da demektirki: ilk 3 maçta rakibi çoğu kez 25 sayı/periyod altında, nadiren 25-30 sayı arasında tutabilirse formülü bulmuş demektir. 4-3 Cleveland
Umut Çelik
Bir tarafta göze hoş gelen basketbol oynayan Cleveland, diğer tarafta disiplinli, savunma yapan ve can sıkıcı bir oyun tarzıyla oynayan San Antonio. İlk bakışta San Antonio'un çok daha ağır bastığını ve zorlanmadan bu seriyi kazanıp şampiyon olacağını düşünebiliriz ancak Cleveland hiç de yabana atılacak bir takım değil. Sezon içinde oynadıkları 2 karşılaşamayı da kazanan Cavaliers, bir sürpriz daha yapıp NBA şampiyonluğunu istiyor. San Antonio'nun silahlarını saymaya gerek yok. Bence bu serinin kilit ismi LeBron ya da Tim Duncan değil Larry Hughes olacaktır. Çünkü onun, takımına çift haneli katkı yaptığı her maçta LeBron'un üzerine binen yük azaldığı için Cleveland rahat oynuyor. Ancak bu şekilde sonuca gidebilirler zaten. Aksi takdirde San Antonio pek zorlanmaz. Tecrübe ile başarıya aç iki takımın mücadelesinde gülen taraf Doğu ekibi olur. 4-3 Cleveland.
|